İŞLENMİŞ TAHILLAR YERİNE TAM TAHILLI ÜRÜNLER
Çalışmalar, tam tahıl ürünlerinin ağız içi, gırtlak, yemek borusu, yutak, mide, kolon, rektum, karaciğer, mesane, pankreas, meme, rahim, yumurtalık, prostat ve böbrek kanserlerine karşı koruyucu olduğunu gösteriyor. Tam tahılların içerdiği birtakım antioksidanlar ve lifin kansere karşı koruyucu olduğu düşünülüyor. Bu nedenle işlenmiş tahıllar yerine tam tahıllı ürünlerin tüketilmesi kanserden korunmada etkili oluyor.

YAĞSIZ ET, DERİSİZ TAVUK
yağ içeriği yüksek olan bir beslenme düzeninin doğrudan kansere yol açtığına dair bir çalışma olmasa da yüksek yağlı beslenmenin fazla kalori alımına, bunun da obeziteye neden olduğu biliniyor. Obezitenin de bazı kanser türlerinde riski arttırdığı bilindiği için yağ içeriği düşük bir beslenme programı uygulamak çok önemli. Bu doğrultuda; kaymak, krema, mayonez gibi yağ içeriği yüksek olan yiyeceklerin tüketilmemesini, süt ve süt ürünlerinin yağsız veya yarım yağlı olanlarının tercih edilmesini, etin yağsız, tavuğun derisiz yenmesini, sakatatlardan uzak durulmasını ve yemeklere konan yağın azaltılmasını öneriyoruz.

MANGAL YERİNE FIRIN, KIZARTMA YERİNE HAŞLAMA
Besinleri yanlış yöntemlerle pişirmek da kanser oluşumunda önemli etkiye sahip. Özellikle ülkemizde sıklıkla tercih edilen mangalda pişirme kanser oluşumunda ciddi risk oluşturuyor. Temel olarak dikkat edilmesi gereken nokta; besinlerin hızlı pişmesini önleyecek yöntemlerin tercih edilmesidir. Mangal yaparken öncelikle kömürün kor haline gelmesi beklenmeli, kömür ve et arasındaki mesafe en az 15 cm olacak şekilde ayarlanmalı. Yağda kızartma da çok sağlıksız bir pişirme yöntemi. Yiyeceğin hızlı pişmesini sağlayan bu yöntem, hem fazla yağ alımına hem de fazla kaloriye yol açar. En önemlisi de yağın okside olması sonucu kanserojen maddelerin ortaya çıkması kaçınılmaz olur. Yani besinlerin pişerken kansorojen madde haline gelmemesi için fırın, suda veya buharda haşlama gibi pişirme yöntemleri tercih edilmeli.”

Çağatay Demir, kanserden koruyucu beslenmede kadın ve erkeğe özel bir beslenme tarzının olmadığını belirtiyor. Ancak kanser riskleri açısından değerlendirildiğinde, meme kanserinin kadınlarda en çok görülen kanser türü olduğunu hatırlatıyor ve bu nedenle özellikle meme kanseri açısından risk grubunda olan kadınların alkol tüketmemesini öneriyor.

Erkeklerde ise prostat kanseri en sık görülen kanser türü. Bu nedenle A vitamininin öncü maddeleri olan karetenoidlerin prostat kanserinden korunma açısından erkeklerde daha faydalı olabileceğini söyleyen Demir, kanserden korumada ön plana çıkan besinlere şu örnekleri veriyor:

Domates: Antikanserojen aktivite gösteren karotenoidlerden biri olan likopen, domateste bulunan vitamin A benzeri bir bileşiktir. Likopenin prostat, meme ve akciğer gibi kanser türlerinde riski azalttığı yönünde çok sayıda araştırma bulunuyor.

Brokoli, Karnabahar, Lahana ve Brüksel Lahanası: Kolon ve prostat kanseri riskini azaltan bu besinler, yüksek oranda C vitamini, beta-karoten, lif, kalsiyum, folik asit ve birçok fitokimyasal madde içerirler. Bu besinlerin yapısında bulunan bileşikler DNA zedelenmesini baskılayan veya bloke eden enzimleri tetikler, tümör büyüklüğünü ve östrojen benzeri hormonların etkinliğini azaltır.

Sarımsak: Midede bulunan Helikobakter Pilori adlı bakterinin üremesini önler. Bu bakteri mide kanseri ile ilişkilendirildiği için, sarımsağın dolaylı yoldan mide kanserinden de koruyabileceği konusunda bilimsel çalışmalar mevcut.

Soya: Fitoöstrojenler özellikle hormona bağlı olan kanserlerin kontrol ve önlenmesinde rol oynarlar. Meme kanseri, testis ve prostat kanseri gibi östrojenle ilişkili kanserler, fitoöstrojen alımının yüksek olduğu ülkelerde daha düşük oranlarda görülüyor.

Yeşil Çay: Çaydaki antioksidan polifenolik bileşiklerin, kanser ve kardiyovasküler hastalıklara karşı koruyucu etkisi olduğu biliniyor. Çayda bulunan temel antioksidan madde ise kateşindir.

Üzüm: Yapısında bulunan güçlü antioksidanların kanserden koruyucu özelliği bulunuyor.

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/id/25067702/

none

Stanford Üniversitesi’nden Profesör Ronald Levy’nin başkanlığındaki ekip bu aşının yan etki olmadan kanser tedavisine bir çare olabileceğini belirtti.

Levy ve ekibi, geliştirilen aşıyı lenf bezi kanserine yakalanan 16 hasta üzerinde denedi. Hiçbirinde yan etki görülmeyen hastaların yüzde 70’inden fazlası da bağışıklık geliştirdi. Sadece tütün bitkisine zarar veren virüse, bir kanser hastasından alınan antikor genleri eklendi. Bu yeni virüse maruz bırakılan tütün bitkisi, bir protein fabrikası gibi çalışmaya başladı. Bağışıklık sisteminin kansere karşı uyarılması fikrinden yola çıktılarını söyleyen Levy, “Bağışıklık sistemi harekete geçtiğinde kansere saldırıp onu öldürebileceğini biliyoruz” diye konuştu. Bağışıklığın uyarılmasının kanser hastalarının tamamen iyileşmesi için yeterli olup olmadığının henüz kesin olarak bilinmediğini belirten araştırmacılar yine de bir gün bu tekniğin özellikle ağır bazı kanserlerin iyileştirilmesini sağlayacağını umuyor.

Böylece kansere karşı bitki esaslı bir aşı insanlar üzerinde ilk kez denendi. Bu aşının önemli yanlarından biri de hızlı geliştirilebilmesi ve fiyatının çok pahalı olmaması. Protein elde etmek için hayvanların kullanıldığı sürecin aylar alabildiğini belirten Profesör Levy, bitkileri işlemenin çok masraflı olmadığını söyledi. Levy, “Tütün bitkilerinin nasıl yetiştirildiğini çok iyi biliyoruz. Bir hafta sonra protein elde edebiliyoruz. Bu kadar hızlı” diye konuştu.

Araştırma, Amerikan Ulusal Bilimler Akademisinin (PNAS) dergisinde yayımlandı.

none
Sayfalar: 1 2 3 Sonraki

Flickr photos

Bill v Stockport 4.9.10 198IMG_8088DSC_0051_edited-1.JPG